Adres
Çukurambar Mahallesi
1480 Sokak No:2/A Besa Kule
A Blok Kat:10 D:A37 Çankaya Ankara
Telefon: +90 532 160 40 01
E-Posta: info@azizserkanarslan.com

Av. Doç. Dr. Aziz Serkan Arslan

İletişim : +90 532 160 40 01

I-GİRİŞ A-İçtihatları Birleştirme Başvurusu Av. Tamer Yeşil 12.09.2018 havale tarihli dilekçesi ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarında bilinen adrese çıkartılan tebligatın iade gelmesi hâlinde Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göıc mernis adresine tebliği yeterli görülerek iki aşamalı tebliğ yeterli kabul edildiği hâlde. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarında bilinen adrese çıkartılan tebligatın iade gelmesi hâlinde mernis adresine önce normal tebligat çıkartılması, bunun iade gelmesi hâlinde de Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre yeni bir tebligat çıkartılması gerektiği şeklinde üç aşamalı tebliğ yapılmasını öngören aksi yönde karar verildiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. Yargıtay 2 ve 4. Hukuk

E-Duruşma sistemi avukatların bulundukları yerlerden online olarak taraf oldukları Hukuk Mahkemesi duruşmalarına katılmalarını sağlamak için tasarlanmış olan sistemdir. Yargı reformu kapsamındaki en önemli hedeflerden biri olan ve avukatların bulundukları yerden duruşmalara katılabilmesini sağlayan e-duruşma sistemi 2020-2021 adli yılının başında Ankara’da pilot uygulamasına başlanmış olup 18 Ocak 2021 itibariyle 535 mahkemede uygulanmaktadır. Sistem kurulum çalışmaları tamamlanan mahkemelerle birlikte Türkiye genelinde 96 tüketici mahkemesinde, 184 icra hukuk mahkemesinde, 32 kadastro mahkemesinde, 49 asliye hukuk mahkemesinde, 36 sulh hukuk mahkemesinde, 40 aile mahkemesinde, 86 iş mahkemesinde, 8 asliye ticaret mahkemesinde, 4 fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesinde e-duruşma sistemi uygulanmaktadır. E-Duruşma uygulamasının kullanımı için Avukat tarafından "UYAP Avukat Portalı Duruşma Sorgula" menüsünden

Cumhurbaşkanlığı, icra, iflas ve konkordato'nun mevcut yasal uygulamalarını revize etme kararı aldı. Revize sonrasında şirketlerin parçalanarak satılmasının önüne geçilmesi planlanıyor. Hürriyet'ten Nuray Babacan'ın haberine göre, Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı taslak üzerinde çalışmalar tamamlanma aşamasına geldi. İcra, iflas ve konkordatoya ilişkin yasal uygulamalarla ilgili düzenlemenin bayramdan sonra TBMM’ye sunulması planlanıyor. Taslağa göre bir bütün olarak satılması halinde daha yüksek gelir sağlayacak şirketler ayrılmayacak, birlikte satışı yapılacak. İflas idare memurlarının eğitim almaları zorunlu hale gelirken, bir iflas memurunun eşzamanlı olarak en çok 5 dosyaya bakmasına izin verilecek. Uygun görülmesi halinde borçluyu zorlayacak sözleşmelerin feshi yapılacak, borçlu şirket sahibinin yetkileri kısıtlanacak. İşte taslak çalışmasının öne çıkan maddeleri: Ticari ve ekonomik bütünlük arz eden ya da bir bütün halinde satıldığı takdirde daha

Somut olayda başvurucu tarafından açılan davanın başvurucunun duruşmaya gitmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına hükmedilmesinin yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önlenmesi ve makul sürede tamamlanması amacı bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemeyecektir. Somut başvuru bakımından asıl tartışılması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu nedenle öncelikle başvurucu vekilinin mazereti sebebiyle katılamadığı 25/2/2016 tarihli duruşmada Mahkeme tarafından belirlenen yeni duruşma gününü başvurucunun UYAP'tan öğrenmesine karar verilmesinin ölçülü olup olmadığını belirlemek gerekmektedir. Başvuruya konu davanın işlemden kaldırılmasına ilişkin kararın verildiği 21/4/2016 tarihli duruşmaya kadar başvurucu vekili tarafından sekiz defa mazeret dilekçesi verildiği, söz konusu dilekçelerin tamamının UYAP üzerinden Mahkemeye gönderildiği tespit edilmiştir. Mahkeme başvurucu vekilinin mazeret dilekçesi sunduğu tüm

Çekişmesiz yargı işleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanunu ile ilk defa kanunumuzda düzenlenmiştir. Çekişmesiz yargı işleri kanunda tahdidi(sınırlı)olarak sayılmamıştır;sadece örnek olarak belirtilmiştir. Çekişmeli yargıyı çekişmesiz yargıdan ayırt edebilmek için de her iki yargı kolunu birbirinden ayırt edici kıstasları ortaya koymak gerekir. Bu kıstasları şu şekilde belirlemek mümkündür: 1) Çekişmesiz yargıda karşı taraf yoktur. Taraflar yerine ilgililer var. Bir başkasıyla mahkemenin çözeceği bir menfaat kavgası yoktur. Hal böyle olunca mahkemenin çözeceği bir uyuşmazlık da yoktur. Dava da yoktur. Onun yerine talep vardır. Aslında salt bu yönü ile çekişmesiz yargı idari bir kurumdan dilekçe ile bir şey talep etmeye benzemektedir. İşte çekişmesiz yargının

Devlet yardımı ile alacağına kavuşmak isteyen alacaklı bu iş için devletin icra organlarına müracaat ederek genel anlamda icra takibi adı verilen prosedürü başlatmak zorundadır. Alacaklının başlatmış olduğu icra takibi sürecinde borcunu rızası ile yerine getirmeyen (ifa etmeyen, ödemeyen) borçluya, alacaklının talebi üzerine öncelikle borcunu yerine getirmesi emredilir. Belirlenen süre içerisinde resmi emre rağmen borcunu yerine getirmeyen borçlunun mallarına Devlet'in cebri icra organları (icra dairesi) el koyar, bu malları satar ve satış bedelinden alacaklıya alacağını öder.  İcra organlarının alacaklının talebi üzerine alacaklıyı alacak hakkına kavuşturmak için izleyeceği yol bir zincire benzetilecek olursa zincirin halkaları hukuk kuralları ile ayrıntılı olarak belirlenmiştir. İcra takibine

Ülkemizde en yaygın sermaye şirketi türü olan limited şirketlerle ilgili 6102 sayılı TTK, limited şirketlerin genel özelliklerini muhafaza etmekle birlikte önemli değişiklikler de öngörmüştür. Bu değişlikler arasında limited şirket hisselerinin haczine ilişkin hükümler de bulunmaktadır. 6102 sayılı TTK da ‘Ortakların Kişisel Alacaklıları’ başlığı altında kaleme alınan 133. madde düzenlemesi şirket hisselerinin haczine ilişkin önemli yenilikler içermektedir. 6102 sayılı TTK’nın 133. maddesi eski TTK da “Ortakların Şahsi Alacaklıları” başlığı altında düzenlenen 145. maddeye karşılık gelmektedir. 6102 sayılı TTK’nın 133. maddesinin 1. fıkrası eski TTK m. 145 hükmünden farklı olarak “bir şahıs şirketi…” ifadesi ile başlamaktadır. Esasen eski TTK’nın 145. maddesinde açıkça belirtilmemiş

İcra hukuku vasıtası ile alacaklı tatmin edilmeye çalışılırken alacaklının alacağını tahsil yetkisinin sınırlarının belirlenmesinde çeşitli ilkeler ve kurallar ortaya çıkmıştır. Bu kurallardan birisi de tatil ve talik hallerinde borçluya karşı icra takip işlemlerinin gerçekleştirilemeyeceği kuralıdır.İcra hukukunda talik halleri belirlenirken borçlunun ve üçüncü kişilerin korunmaya değer hak ve menfaatlerini gözeten doğal insan hakları ve evrensel ilkeler esas alınmıştır. Borçlunun korunmaya değer hak ve menfaatlerinden birisi de tutukluluk ve hükümlülük hallerinde kendisine karşı gerçekleştirilecek takip işlemlerinin talik edilmesi (ertelenmesi) diğer bir ifadeyle durdurulması hakkıdır.Borçlunun tutukluluk veya hükümlülük durumunun varlığı nedeniyle talik hakkını kullanabilmesi için aleyhine takip işlemleri yapılırken yasal temsilcisinin bulunmaması gereklidir.

İCRA ve İFLÂS HUKUKU DERSİ FİNAL SINAVI SINAV TALİMATI:  1 )Sınav süresi 90 dakikadır 2) Basılı mevzuat dışında İİK kullanmak serbesttir 3) Kâğıt sınırlaması yoktur 4) Cevaplar GEREKÇELİ olacak, gerekçesiz cevaplara puan verilmeyecektir. I) OLAY: Yerleşim yeri Ankara olan A, Kırıkkale’den daire almak için inşaat işleriyle uğraşan müteahhit B ile 100.000,00TL ye anlaşmıştır. Anlaşmaya göre A iki yıl sonra teslim edilecek olan dairenin bedelini B’ye peşin olarak ödemiş, her ihtimale karşıda B den 100.000,00TL tutarında açık tarihli bir bono almıştır. Aradan 2 yıl geçmesine rağmen müteahhit B’nin daireyi teslim etmemesi üzerine A, B’ye karşı elindeki bono ile takip yapmayı düşünmektedir. Kambiyo senetlerine mahsus

Islah, iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukukî imkândır. Taraflar ihmal, unutma, yetersiz bilgi ve benzeri sebeplerle eksik ya da hatalı şekilde iddia ve savunmada bulunmuş olabilirler. Yine, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler neticesinde taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Teksif ilkesinin sert bir biçimde uygulanması ve belli bir zaman kesitinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkânının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller hale gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanmama tehlikesi doğabilir. Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların